


SSSZLK – Deliler Ülkesi, aynı doktorun odasında yolları kesişen yedi farklı insanın trajedileri üzerinden, bir ülkenin nasıl fark edilmeden dönüştürüldüğünü anlatan karanlık bir distopyadır.
Bu yedi kişi birbirini tanımaz; yaşları, meslekleri, hayatları ve ideolojik konumları farklıdır. Ortak noktaları, ülkede konuşmanın denetim altına alınmış olmasından duydukları rahatsızlıktır.
Sistemin “güvenlik” gerekçesiyle hayata geçirdiği çip uygulaması, insanların kullanabileceği kelime sayısını ayda bin kelimeyle sınırlandırmıştır.
Deliler Ülkesi, bu sessiz düzeni tek bir merkezden değil, yedi farklı hayatın içinden anlatır. Yorgun bir adam, emekli bir öğretmen, işsiz bir genç, sıradan bir memur, bir pavyon şarkıcısı, üniversiteli bir kız ve bir köylü… Birbirlerinden habersiz, farklı sınıflardan, farklı yaşlardan bu insanlar, aynı sistemin içinde kendi küçük ya da büyük trajedileriyle yaşamaya çalışırlar. Kimi susarak hayatta kalır, kimi susarak kaybolur.
Roman, bu yedi karakterin gündelik hayatlarına mercek tutar. Büyük olaylardan çok, küçük kırılmalarla ilerler. Söylenemeyen cümleler, yarım kalan itirazlar, içte biriken öfke ve çaresizlik ön plandadır. Her karakter, sessizliğin kendisinde açtığı yarayla baş etmeye çalışır.
Bu yedi hayatın kesiştiği tek bir ortak nokta vardır: Aynı doktor.
Peki bu bir tesadüf mü? Deliler Ülkesi’nde hiçbir zaman tesadüflere yer yoktur.
SSSZLK – Deliler Ülkesi, bir distopya anlatmaktan çok, sessizliğin nasıl normalleştiğini gösteren rahatsız edici bir aynadır. Konuşmanın sınırlandığı bir dünyada, asıl soru şudur: İnsan ne zaman gerçekten susmuş sayılır?
Aydın Üredi, uzun yıllar televizyon için senaryolar yazdı. Bir İstanbul Masalı, Yeter Anne, Karanlıkta Koşanlar ve Yanık Koza gibi geniş kitlelere ulaşan dizilerde imzası bulunan yazar, bu romanında ekran anlatısının dışına çıkarak daha kişisel bir dile yöneliyor.
SSSZLK – Deliler Ülkesi, senaryo disiplininden gelen anlatım gücünün edebiyatta kendine alan açtığı bir metin olarak dikkat çekiyor.
Sinematografik temposu, sahne sahne ilerleyen yapısı ve güçlü atmosferiyle roman, ekranda anlatılamayan bir hikâyenin edebiyatta kendine yer açma çabasının sonucudur.
Sözcükler sayılıysa, özgürlük mümkün müdür?...